Roman Türkçe Kırık Ufuklar: Yıldızların Ardındaki Yol — Bölüm 1

Kırık Ufuklar: Yıldızların Ardındaki Yol 1. Bölüm

Bölüm 1
Kapının Fısıltısı

Nyx-7’nin soğuk, metalik havası, Aurora’nın köprü bölümüne her zaman olduğu gibi sızıyordu. Dışarıda, uzak bir yıldızın soluk ışığı, karakolun devasa zırh plakalarına vuruyor; içeriye yansıyan soluk mavi bir parıltı bırakıyordu. Kaptan Elara Voss, komuta koltuğunda oturmuş, önündeki holografik ekrana bakıyordu. Ekranda Yıldız Kapısı’nın devasa halkası dönüyordu — sessiz, görkemli ve her zamanki gibi tehditkâr.

Kapı, Nyx-7’nin yörüngesinde asılı duruyordu. Yüzlerce kilometre çapındaki o metal ve enerji halkası, insanlığın galaksiye açılan en uzak kapılarından biriydi. Yirmi yıldır Elara’nın ailesini yutan o aynı tip kapılardan. O gün hâlâ rüyalarında görüyordu: parlayan enerji, keskin bir çığlık ve sonra… hiçlik.

“Kaptan,” dedi Teğmen Soren Hale’in sesi, köprünün sağ tarafından. “Kapı stabilitesi yüzde doksan sekiz. Konsey’in son raporu da aynı. Rutin tarama tamamlandı.”

Elara başını çevirmeden cevap verdi. “Stabilite her zaman yüzde doksan sekizdir, Soren. Ta ki bir anda sıfır olana kadar.”

Soren’in çenesi gerildi. Genç teğmen, üniformalarının yakasını düzeltirken, “Emirlerimiz net, kaptan. Gözlem ve rapor. Başka bir şey değil,” dedi.

Elara gülümsemedi. Gülümsemek, bu köprüde nadir bir şeydi. Gözlerini ekrandan ayırmadan, “Emirler her zaman net olur. Gerçeklik ise değil,” diye mırıldandı.

Köprünün arkasında, bilim istasyonunda Dr. Kael Renn, parmaklarını holografik panellerde gezdiriyordu. Uzun boylu, dağınık saçlı adam, omzunun üzerinden Elara’ya baktı. “Kapının enerji imzası… biraz garip. Son üç saatte mikro dalgalanmalar var. Konsey’in ‘normal sapma’ diye geçiştirdiği türden.”

“Konsey her şeyi normal sapma diye geçiştirir,” dedi Elara. “Sen ne düşünüyorsun?”

Kael omuz silkti. “Düşünmek tehlikelidir, kaptan. Özellikle bu kadar uzakta.”

O sırada köprünün yan kapısı açıldı ve içeriye, üniformaları hâlâ biraz bol duran bir genç kız girdi. Lyra Quill. Stajyer mühendis. Yüzünde hem heyecan hem de korku karışımı bir ifade vardı. Elinde bir veri tableti tutuyordu.

“Kaptan Voss… izin verirseniz,” dedi, sesi hafif titreyerek. “Mühendislik bölümünden Torin, kapıdaki enerji dalgalanmalarının gemi sistemlerine sızabileceğini söyledi. Ben de… kontrol etmek istedim.”

Elara ona baktı. Lyra’nın sol elinin üstünde, incecik, gümüş rengi bir çizgi vardı. Yıldız izi. Kapı yakınlarında doğan çocuklarda nadiren görülen, açıklanamayan bir işaret. Çoğu kişi bunu lanet sayardı. Lyra ise onu saklamaya çalışırdı.

“Gel,” dedi Elara. “Ama dokunma hiçbir şeye.”

Lyra başını salladı ve köprünün kenarına geçti. Gözleri, ekrandaki kapıya kilitlenmişti. “Sanki… fısıldıyor,” diye fısıldadı.

Herkes ona döndü.

“Ne dedin?” diye sordu Soren.

Lyra irkildi. “Hiçbir şey. Sadece… enerji alanı biraz farklı hissediliyor.”

Kael, meraklı bir ifadeyle yaklaştı. “Farklı nasıl?”

Lyra cevap veremedi. Çünkü o anda, köprünün tüm ışıkları bir saniye söndü ve yeniden yandı.

Alarmlar çalmadı. Sessizlik, en kötüsüydü.

Ekranda, Yıldız Kapısı’nın halkası hafifçe titredi. Enerji çizgileri, normalde düzenli olan mavi renkten, soluk bir mora kaydı.

“Ne oluyor?” diye sordu Soren, paneli kontrol ederken.

Kael’in parmakları hızla hareket ediyordu. “Enerji çekirdeğinde ani bir dengesizlik. Bu… bu normal değil.”

Elara ayağa kalktı. “Tüm sistemleri kilitleyin. Geri çekilin. Mesafe—”

Cümlesini bitiremedi.

Kapı, birdenbire genişledi.

Halkadaki enerji, sanki görünmez bir el tarafından gerilmiş gibi uzadı. Sonra, bir çığlık gibi, sessiz bir patlama yaşandı. Aurora’nın gövdesi sarsıldı. Yapay yerçekimi bir an için kayboldu; herkes birkaç santim yükseldi, sonra sertçe yere çakıldı.

“Kaptan!” diye bağırdı Soren. “Kapı bizi çekiyor!”

Elara komuta koltuğuna tutundu. “Motorları tam güç! Geri!”

Ama çok geçti.

Kapının içinden, siyah bir boşluk açıldı. Sadece karanlık değil… bir şey. Derinlik. Sanki uzayın kendisi nefes alıyormuş gibi. Aurora, istemeden o boşluğa doğru sürüklendi. Gövde metalinin iniltisi, köprüye kadar geldi.

Lyra, panikle geri adım attı. Sol elinin üstündeki gümüş çizgi, aniden parlamaya başladı. İnce, soğuk bir ışık. Kız, acıyla inledi ve bileğini tuttu.

“Lyra!” diye seslendi Kael.

Ama kimse ona yetişemedi.

Kapı, gemiyi yuttu.

Bir an için her şey beyaza döndü. Sonra siyah. Sessizlik. Zamanın kendisi, sanki bir iplik gibi gerildi ve koptu.


Elara gözlerini açtığında, köprü yarı karanlıktı. Acil durum ışıkları kırmızı kırmızı yanıp sönüyordu. Hava, yanık kablo ve ozon kokuyordu. Yapay yerçekimi dengesizdi; her adımda vücut biraz fazla ağır ya da fazla hafif hissediliyordu.

“Rapor!” diye bağırdı, sesi boğuk çıkarak.

Soren, kanayan alnını silerek panellere eğildi. “Ana motorlar devre dışı. Yan motorlar yüzde yirmi kapasitede. Oksijen… hâlâ stabil ama filtrasyon sistemleri hasarlı. Navigasyon… navigasyon yok.”

“Ne demek yok?”

“Harita sistemi boş, kaptan. Hiçbir yıldız eşleşmiyor. Hiçbir bilinen koordinat yok. Biz… harita dışıdayız.”

Kael, yerden kalkmaya çalışırken gülümsedi. O garip, sinir bozucu gülümsemesiyle. “Tebrikler. İnsanlığın ulaştığı en uzak noktadayız. Ve büyük ihtimalle de en son noktasındayız.”

Elara ona bakmadı. Gözleri, büyük ekrana kilitlenmişti.

Dışarıda, devasa bir gaz devi dönüyordu. Mor ve turuncu bulut bantlarıyla kaplı, yüzlerce yıldırımın aynı anda çaktığı bir dünya. Yüzeyinde, insan elinin değmediği fırtınalar kabarıyordu. Ve o fırtınaların arasında… bir şey hareket ediyordu. Uzaktan, neredeyse fark edilmeyecek kadar soluk, ama kesinlikle yapay bir parıltı.

Lyra, köşede yere çökmüş, sol elini göğsüne bastırıyordu. Gümüş çizgi hâlâ hafifçe parlıyordu. Gözleri, ekrandaki gaz devine dikilmişti.

“Fısıldıyor,” dedi tekrar, bu kez daha net. “Ama bu sefer… bize.”

Elara, yavaşça ona yaklaştı. “Ne diyor?”

Lyra başını kaldırdı. Yüzünde korku değil, tuhaf bir sakinlik vardı.

“‘Hoş geldiniz,’ diyor.”

Köprüde uzun bir sessizlik çöktü.

Sonra, geminin derinliklerinden, metalin iniltisi gibi bir ses yükseldi. Sanki Aurora’nın kendisi uyanıyormuş gibi.

Ve dışarıda, gaz devinin bulutlarının arasından, yavaş yavaş, devasa bir gölge belirmeye başladı.

Elara, komuta koltuğuna oturdu. Parmakları, soğuk metalde gerildi.

“Tüm mürettebata duyuru,” dedi, sesi artık titremiyordu. “Hayatta kaldık. Şimdilik. Ama burası… ev değil.”

Soren, sessizce yanına geldi. “Emirleriniz nedir, kaptan?”

Elara, ekrandaki gaz devine ve o büyüyen gölgeye baktı.

“Önce nefes alıyoruz,” dedi. “Sonra… dinliyoruz.”

Kapı, onları buraya getirmişti.
Şimdi, burası onlara ne getirecekti, henüz kimse bilmiyordu.

Ama bir şey kesindi:
Yıldızların ardındaki yol, henüz yeni başlamıştı.

Beğen0 Yorumlara git0

Yorumlar (0)

Bu işlem için giriş yapmalısın. Giriş yap · Kayıt ol

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz.

@muhammed_ali_ktr kaleminden

Roman Türkçe · 6 dk okuma

Kanın Adı

İçerik uyarısı: Şiddet, Kendine zarar verme, Ölüm ve yas, Rahatsız edici görüntü/anlatım, Ağır dil. Özet gizlendi.

18+ İçerik uyarısı